Başlıksız Belge

Omo Vadisi İnsanları

Gezgin olmak zordur. Yeni yerler keşfetmek onun tek amacıdır. Gidilmesi zor, daha bozulmamış yerler cezbeder hep onu. 2004 senesinin ekim ayında Etiyopya'ya yaptığım seyahatte buraya ikinci kez geleceğimi bilmiyordum. Bu kadar zor bir gezinin ardından buralara yeniden döneceğim aklımın köşesinden geçmezdi. Son dönüş yolunda başkent Addis Ababa'da gittiğim Etnografya Müzesi'ni gezdikten sonra anladım buraya tekrar geleceğimi.. Müzedeki bir bölümde Omo Vadisi'nde yaşayan ilkel kabilelere ait fotoğrafları, giysileri, takıları gördüğüm an karar verdim. En kısa zamanda geri dönmeliydim.. Onlara ait sergilenen ne varsa, masum bir sanata dair yaşayan eserlerdi. Ülkenin güneyinde bulunan Omo Vadisi'ne bu insanları görebilmek için yapılacak bir seyahat zordu. Kalacak yerler azdı ve sınırlıydı ancak kamp yapılması öneriliyordu. Aradan zaman geçti. Artık olanaklar daha iyiydi. Kalacak yer sorunu azalmıştı ve ulaşım da o kadar zor değildi. Ve gitme vakti geldi.

2011 senesinin eylül ayında bir grup gezgin ile başladı yolculuğum. Afrika'nın doğusunda, doğuda Somali, batıda Sudan, güneyde Kenya, kuzeyde ise Eritre ve Cibuti ile komşu olan eskilerin Habeşistan diye bildiği ülkenin başkenti Addis Ababa'dan çıktık yola. Güneye, Omo Vadisi'ne 4x4 'lerle ineceğiz. Siz bakmayın eski bilgilere. Afrika denince aklınıza düzlük, çöl gibi kurak bir yer gelmesin. Burası yemyeşil, dağlık, ormanlık bir ülke. Akarsuları, gölleri, Mavi Nil Çavlanı, yağmur ormanları, Rift Vadi'si, savan çayırları, zengin florası ile bir mikro cennet. Yaşamakta olan "Kültürel Miras" ı kaybolmakta olan dünyamızın. İlk durak Arba Minç. Burası gezginler için Güney Omo'ya giriş noktasıdır. Rift Vadisi gölleri, Abaya ve Çamo gölü manzaralı yeşil tepelerin arasında ulusal parka bakan bir yerde duraklıyoruz. Koruma altında bir bölgede el değmemiş güzelliklerin seyrine dalıyorum..

Vadiye ismini veren Omo Nehri, birçok etnik gruba ev sahipliği yapan vahşi yaşamıyla ünlü Mago ve Omo Ulusal parklarından geçer Turkana Gölü'ne dökülür. Bu güçlü su kaynağı hayatını tarım ve hayvancılık ile sağlayan ilkel kabileler için yaşam demektir. Bölgede yaşayan Mursi, Dorze, Karo, Hamer, Bena, Bume, Tsemay ve diğer yerliler dünyaya ve zamanın getirmiş olduğu tüm teknolojik yeniliğe direnmekte..

İlk olarak Dorze kabilesi ile tanışıyoruz. Arba Minç'e yakın bir köy Çença'ya gidiyoruz. Dorze'ler dokumacılıkla uğraşıyorlar. Aynen arı kovanına benzeyen bambu ağacı dallarından iskeleti olan palmiye yaprakları ile kaplanmış evleri var. Bu evler 2 katlı ve 6 metreye kadar varabilmekte. Yüksek tepelerde yaşadıklarından teraslama yöntemi ile tarım yapıyorlar. Pamuk ipliğinden dokudukları ile geçimlerini sağlıyorlar. Dayanamıyoruz hepimiz bol bol pamuklu alıyoruz.

Ertesi gün artık daha da güneye inmeye başlıyoruz. Sadece cumartesi günleri kurulan Dimeka pazarına gidiyoruz..Böylece bu bölgedeki çoğu kabileyi görme şansımız olacak. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan bu insanların tek geçim kaynağı bu pazarlar. Bu bölgede en çok rastlayacaklarımız Hamer'ler ve Bena'lar. Bu farklı kabilelere mensup insanları giysilerinden ve vücutlarına yaptıkları dövmelerden, saç şekillerinden ve takılarından ayırt edebiliyoruz. Hamer kadınları saçlarına kırmızıya çalan bir topraktan yaptıkları boyayı sürüyorlar sonra örüyorlar. Kalın kakülleri dikkat çekici. Etekleri keçi derisinden. Boyunlarına taktıkları kalın bakır kolyeleri bize evli olduklarını anlatıyor. Vücutlarında dövmeler var. Erkekler bir dans ya da tören öncesi vücutlarını beyaz tebeşirler boyadıkları zaman dışında çok daha sade süsleniyorlar. Başlarında balçıktan topuzları varsa son bir sene içinde vahşi bir hayvanı öldürdükleri anlamını taşıyor. Biz pazara vardığımızda Hamer'ler toplandıkları bir kahvede içki içmekte olduklarından pek sakin kafa onları göremedik. İçkiyi seviyorlar bu insanlar..İçince de biraz sinirli olabiliyorlar. Pazarın içinde dolananlarla karşılaşıyoruz. Bize poz veriyorlar.

Hamer kabilesi güney Etiyopya'da yaşayan en eski insanlar. Erkeklerinin belli bir yaşa geldiklerinde ne kadar cesur olduklarını kabileye gösterecekleri bir törene katılmaları gerekiyor. Üç gün süren bu törenin sonunda erkek, sayıları 10 ila 30 arasında değişen sıralanmış boğaların üzerinden çıplak bir şekilde yere düşmeden koşmalı. Başarabilirse Mazalar arasına katılabilir. Ve artık kendini kanıtlamış olarak evlenebilir. Benalar taktıkları mavi ve kırmızı boncuklarla bezenmiş takılarından ayırt ediliyor. Yüzyıllar önce Hamer kabilesinden geldikleri sanılıyor. Aynı ağacın gövdesinden çıkan bütün bu dalların nasıl farklı olacağı düşünülebilir ki? Gelenekleri, dilleri, renkleri, kültürleri aynı bu kabileler, dış görünüşleri ile birbirlerini ayırmışlar. Aralarındaki kavga ve çatışma şimdilerde yatışmış olsa da hala devam etmekte.

Biz yolumuza devam edelim. Murelle'de bir kampa yerleşiyoruz. Omo Nehri yanımızdan akıyor.. Kangatan'da yaşayan Bume kabilesi için nehrin karşına geçeceğiz. Grubun bir kısmı botla geçiyor ben ağaçtan oyma kayık için bekliyorum. Karşıya geçince karşılıyorlar bizi köyün yaşlıları. Sonra yürüyerek köye gidiyoruz. Benalar tarım yapıyorlar.Kadınlar yerlere kadar uzun keçi derisinden etek giyiyorlar. Üst kısım çıplak boyunlarında dizi dizi bocuklarla yapılmış kolyeleri var. Erkekler ortada yok. Nasıl olsa bütün işi kadınlar yapmıyor mu?

Geri dönerken en sona kalmak iyi oldu. İngilizce bilen gençlerle biraz sohbet etme şansım oldu. Misyonerler gelmiş buralara. Kabilelerin bu rahat hayatını değiştirmeye çalışıyorlarmış. İşe de kadınların çıplaklığını örtmekle başlamışlar. Bedava tişört dağıtıyorlarmış. Çoğunlukla animist inanca sahip bu insanların yaşayış biçimlerini değiştirmek, kaybolmakta olan bu kültürlere dokunmak ne kadar doğru bilemem. Ama bu insanların topraklarının, yaşam alanlarının, yaşayış biçimlerinin ellerinden gittiğini görmek hoş değil. Tekrar nehri batmadan timsahlara yem olmadan tahta kayıkla geçip 4x4'lerle kampa dönüyoruz.

Gün batımına bir Karo köyünü ziyaret edeceğiz. Korço'ya doğru yukarı çıkıyoruz. Yolumuz tepelere uzanıyor. Manzara muhteşem güzellikte. Köye ulaştığımızda bizi ihtiyarlar karşılıyor. Birinin çıplak kafasının tepesinde topuzu var. Topuza bir tüy saplamış. Kabilenin spirütüel lideri olmalı. Hepimizi selamladı. Bu akşam bizim için yapacakları dansı o yönetecekti. Etrafımız rengarenk insanlarla doldu. Herbiri kendi istediği şekilde süslemişti kendini. Kimi kafasına kuruttuğu mısırı , kimi dudağının altındaki açılmış deliğe çiçeğini koymuş, vücutlar hacamat denen dövme ile kaplı herbiri sanat eseri tadında insanlar.

Karo'lar da tarım ve hayvancılık ile uğraşıyorlar. Omo Nehri'nin doğu kıyılarında sel sularının çekilmesi ile oluşan bereketli topraklarda süpürge darısı, mısır ve fasulye yetiştiriyorlar. Çeçe sineklerinin yarattığı problemler yüzünden ancak küçükbaş hayvancılığı yapıyorlar. Diğer Omo kabilelerinde olduğu gibi Karolar da törenler için vücutlarını ve suratlarını kireçle boyuyorlar. Kabile üyeleri kırmızı kili yağ ile birleştirip saçlarını şekillendiriyorlar. Kadınlardaki dövmeler süs olsa da erkekler attıkları kesiklerde öldürdükleri bir vahşi hayvanı ya da bir düşmanı temsil ediyor. Ölümü sembolize eden kilden yapılmış saç topuzları yapıyorlar.

Devamlı size dövme diyorum. Bunu biraz açayım. Hacamat denen bu şekilde, deri bir jilet ile kaldırılıp içine kül konup tekrar kapanıyor ki enfekte olup şişsin. Böylece yara iyileşince şişkin bir iz bırakıyor. Vücutlarına yaptıkları bu süsler onların en önemli güzellik simgesi. Bize garip gelse de bu böyle.. Köyde insanlarla tanıştık. İsteyenleri fotoğrafladım. Çocuklarla oynadım. Dijital fotoğraf makinemden çektiğim fotoğrafları onlara gösterdikçe kahkahalar attılar, fotoğrafladığım herkesin teker teker ismini söylediler. Belki onlarcası tepemde idi. Benim bu halime yerliler çok güldü.

En sonunda dans vakti geldi. Bize Kenya'daki Masai'lerin yaptığı dansa benzer bir dans gösterisi yaptılar. Önce erkekler müzikle zıplamaya başladılar. Herbiri daha yükseğe zıplamaya çalışıyordu. Sonra kadınlar da girdi sahneye.. Kendilerine uygun erkeği seçmekti amaçları.. Evet dolunay zamanı bu dansı bunun için yapıyorlardı. Uygun olanı bulmak.. Erkeklerin elinde yolda yürürken, pazarda ya da dans ederken, nerede olurlarsa olsunlar mutlaka bir yay,"donga" dedikleri bir uzun sopa, yatınca başlarını koyup dinlenecekleri ağaçtan bir yastık var. Bu olmazsa olmazları. Bu ağaçtan yastıklar 3 ayaklı olabilir bunu ancak ihtiyar meclisi o erkeğe olgunluğunu ve cesaretini ispatlayınca ona verir. Neyse biz dansımıza dönelim. Sonuna doğru bizlerde aralarına katıldık. Dağılmadan önce şef tarafından kutsandık. Benim için bu 3 saat hayatımın en önemli zaman dilimi idi. Uzun bir zamandır sadece fotoğraflardan seyrettiğim bu insanları yakından görmek, onlarla dans etmek, onları o ana kaydetmek benim için mutluluk vericiydi. Unutulmaz anlara yenileri eklenmişti. Şimdi filmin en son bölümüne gelmiştim..Mursi Kabilesi.

Mago Ulusal Parkı'na gitmek için yola çıktık. Önce Cinka'da bir gece konakladık. Ertesi gün Omo Vadisi'nin en renkli insanlarını görmek için koruma altındaki parka girdik. Mursi'ler bu park içinde yerleşmişler. İklime göre yaz ve kış ayları arasında göç ediyorlar. Hayvancılık ve Omo Nehri boyunca tarım yapıyorlar. Mursi'ler kadınlarının dudaklarına taktıkları tabaklarla tanınıyorlar daha çok. 15 yaşından itibaren alt dudaklarını alt çizgiden kesiyorlar. Önce küçük boyutta bir kil ya da tahtadan tabak ile başlayıp zamanla alıştıkça daha büyük tabaklar takıyorlar. Evlenmemiş kadının tabağı ne kadar büyük olursa değerleri o kadar yüksek oluyor. Benim orada gördüğüm bir kadının neredeyse 10 cm çapında kilden tabağı vardı dudağında. Evlenirken 40 davar aldığını söyledi. Yine tercüman vasitasıyla konuştuğum bir başka kıza neden dudağını kesmediğini sorduğumda da " beni beğenen böyle beğensin" dedi.

Geleneklerinin bir parçası olan bu tabakları taşımak, takmak, beslenmek ağır ve rahatsız olduğundan bir süre takabilmekteler artık. Mursi'ler de yine vücutlarını hacamat ile süslüyorlar. Vücutlarına ve yüzlerine kireç sürüyorlar. Erkekler yine diğer kabilelerde olduğu gibi evlenebilmek için testten geçmek zorundalar. Eeee kolay değil öyle.. Seçilen iki genç erkek "donga" denilen sopaları kullanarak dövüşürler. Kazanan bir grup kadın tarafından alınır ve kiminle evleneceğine karar verilir.

Mursi'ler biraz daha agresifler. Pek sıcak davranmıyorlar. Ama onlara götürdüğüm jiletler onları mutlu etmeye yetiyor. Hayatımda kimseye böyle bir hediye vereceğimi düşünmezdim. Ancak onları sevindirmek, yüzlerini güldürebilmek beni rahatlatıyor.

Biz kampa dönerken içim huzurlu. Bu kadar zor bir gezinin üstesinden geldiğimden mi yoksa hayallerimin gerçekleşmesinden mi bilemiyorum. Ama bu güzel insanları yakından görebilmek, zamanın getirdiği değişime dayanan, karşı koyan bu masum güzellikteki değerlere dokunabilmek muhteşem. Herbiri bir başyapıt olan Omo Vadisi insanları dayanın.


Selda Sefer